Ben insanım!

Bugün Arthur Schopenhauer ın Aşkın Metafiziği adlı kitabını okudum. Kendisi hepimiz tarafından bilinen tarihin gelmiş geçmiş en önemli düşün insanlarından bir tanesi, ya da en azından bize böyle dikte edildi değil mi?

1788-1860 yılları arasında yaşamış olan Alman Filozof felsefe tarihinde rasyonalist olarak biliniyor. Onun için irade her şeydir. Hatta irade kavramı içgüdüsel bir anlatıyı ifade eder.

Ünlü Alman felsefeciye göre birbirini e çok tasvir edenler (BÜYÜLEYENLER) birbirini en çok tamamlayanlardır. İrade ise yaşamı sağlayan bir enerjidir.

Buraya kadar her şey nasıl da kulağa hoş geliyor ve eminim sizde okurken oldukça etkilendiniz.

Peki, şunu biliyor musunuz ki, kendisi azılı bir kadın düşmanıdır.

Evet, yanlış okumadınız. Diğer pek çok filozof gibi azılı bir kadın düşmanıdır.

Şimdi size kitabından bir alıntı yazacağım; ‘’ Kadınlar, zihinsel ve bedensel olarak büyük işler için yaratılmamışlardır. Bunu net bir şekilde anlamak için görüntülerine bakmak yeterlidir. Onlar yaşamlarının çilesini yaptıklarıyla değil katlandıklarıyla çekerler. Borçlarını doğum sancılarıyla, sabırlı ve neşeli olmaları gereken erkeğe karşı gösterdikleri itaatle öderler. En yoğun ıstıraplar ve neşeler onların yapısına ve doğasına uygun değildir. Onların payına düşen, büyük güç ve merhamet gösterileri değildir; onların yaşamı erkeğinkinden daha sakin, daha nazik, daha hafif-latif bir şekilde ( daha az önem taşıyarak), esas itibarıyla daha fazla mutlu ve daha fazla mutsuz olmaksızın akıp gitmelidir.’’

Bazen bu adamları okurken şaka mı acaba? Diye düşünüyorum.

Üstelik biz bunları düşün insanı, filozof, fikir lideri olarak üniversitelerde okutuyoruz ve okuyoruz. Özlerine ve ne kadar saçmaladıklarına bakmadan sadece bazı söylediklerini cımbızla çekerek bugün ki hayatımıza anlam katma telaşında, göğüslerine yeni apoletler takarak ve hatta çoğunlukla sosyal medya da bilip ilmeden bazı sözlerini alıp paylaşıyoruz.

Ey sevgili insanlık, ey sevgili hanım kardeşlerim!

Neredeydi aklımız bundan 50-60 yıl öncesine kadar?

Neden bu kadar geciktik?

Nasıl kendimizi bu kadar aşağılattık.

Haksızlık mı? Hakaret mi?

Hem haksızlık, hem de hakaret…

Kadın ve erkek sadece toplumsal cinsiyet tanımlarıdır.

Hepimiz insanız.

Ben feminist değilim.

Böyle bir oluşumu ve felsefeyi ve fikri de asla kabul etmiyorum.

Bence kadınlara yapılan en büyük hakaret ve haksızlıklardan biri de feminizmdir.

Kadınlara yapılan hem hakaret hem de haksızlıklar konusunda bu kadar geç kalınmışlığın sebebi nedir?

Ben 43 yaşındayım ve kendimi bildim bileli kız çocuklarının müthiş değer gördüğü bir aile içinde büyüdüm. Bu sebepten lütfen bu sorduğum saçma soruyu mazur görün ve bana yardım edin.

Neden bu kadar geç kaldık?

Ülkemizde 1923 yılında Cumhuriyet ilan ediliyor ama kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi 1934???

Neden?

Hatta o dönemin kuvvetli yazarlarından ve kadın hakları savunucusu Nezihe Muhiddin siyasi parti kurmak ve seçimlere katılmak istiyor ama reddediliyor. Yasaklanıyor, tehdit ediliyor ve unutuluyor.

Pek çoğumuz Nezihe Muhiddin adını duymadık bile, öyle değil mi?

Şimdi bir de dünya ya bakalım.

1943 yılında Billie Jean King adındaki bayan tenisçi, kadın ve erkeklerin turnuvalardan eşit para kazanması için boykot yapmak zorunda kalıyor. sonunda kadınlarında turnuvalardan eşit şekilde para kazanmasını kabul ettirtiyor.

1943, çok geç bir tarih değil mi?

Bizler, yani benim neslim sanki hep varmış gibi yaşıyoruz.

Yani hep insan yerine koyulduk ve çok sesliydik gibi yaşıyoruz.

Öyle farz ediyoruz ve araştırmıyoruz ve okumuyoruz ve düşünmüyoruz.

Halbuki kadın hakları diye telaffuz ettiğimiz şey henüz tam manasıyla 40-50 yıllık bir süreci kapsıyor.

Kadınların aklı neredeydi?

Neden kendilerini alt bir kategori olarak fişlettiler?

Arkadaşlar, şunu unutmayınız ki kayıtlı tarih büyük ölçüde yalanlardan oluşur ve taraflıdır.

Bu nedenle lütfen çapraz okuma yapınız ve araştırınız. Sadece gözünüze hoş gelecek ve sizi kodlayacak ve dayatılan yayınlara bel bağlamayınız. Tarih bilinmeyen dipsiz bir kuyu gibidir. Kazdıkça başka, bambaşka yeni bilgilere ulaşırsınız. Verilen her bilgiyi, Google amcayı, gördüğünüz her kitabı kabul etmeyin. İnceleyin, şüpheci ve araştırmacı olun.

Ben bu yazımda sadece kadınlara seslenmiyorum. Sevgili başkanım, ablam, Nilgün Diptaş’ın dediği gibi toplumun yarısı kadınlar ve diğer yarısı da onları doğruna kadınlardır. Yani tüm insanlara sesleniyorum.

Gördüğünüz her şey ona nereden baktığınızla ilgilidir. Bakış açımızı değiştirmeyi öğrenmemiz ve her olaya, kişiye farklı yerlerden bakmayı öğrenmemiz gerekiyor. Popüler hayatın bize dayattığı, zorla değil, talebimizle dayattığı her şeyi kabul etmeyiniz. Sloganlara ve fikri sabitlere kanmayınız. Kadın ve erkek diye bir ayrım yoktur ve olamaz. İnsan, insandır.

Kadın ve erkeğin toplumsal bir sınıflandırma olduğunu bilelim ve şunu da unutmayalım; insanın kapalısı-açığı, siyahı-beyazı, olmaz. Doğada kimse birbirinden üstün değildir.

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özeliği muhakeme yeteneğidir. Dürtüleriyle değil düşünerek karar verme özelliğidir. Bir ve bütün olmak için neyi bekliyoruz?

Sınıf, ayrım, kategori gibi unsurlar sadece insanlığa zarar verir. Hayatta alacağımız tatların üzerine perde çeker.

Doğa herkese eşit mesafededir.

”Sen kadınsın yapamazsın” diye başlayan hiçbir hakareti ve haksızlığı da kabul etmiyorum.

Ben kadın olmadan önce insanım.

Her canlı gibi yaşama hakkı olan bir insanım. Özgür iradeye sahibim.

İnsanlık üzerinden konuşulacak ve tartışılacak her şeye hazırım.

Doğanın tüm  canlılara verdiği vazifelerden payıma düşeni layıkıyla yapmaya da hazırım.