Çirkinlik üzerine

Bu kadar güzellik varken çirkinlik nereden çıktı şimdi?

Çirkinlik mi?

Sahiden nedir çirkinlik?

Sözlük anlamına baktığımızda ‘’çirkin olma durumu’’ olarak bir yazı çıkıyor karşımıza ve aslında tanımlanamıyor.

Güzelliğin zıttı olarak tanımlanmaya çalışılan bir kelime çirkinlik.

Çirkinlik diye adlandırdığımız şey tarihe baktığımızda tam bir saçmalıktır.

Bugün çirkin olarak tanımladığımız her şey göreceli olmaktan öteye gidemez.

Neden mi?

Tarih bunu bize ispatlıyor.

Tarih boyunca çirkin olarak damga yemiş olan kaç tane sanat eseri var, biliyor musunuz?

Hemen örneklerine bakalım.

* Johann Sebastian Bach’ın besteleri güzellikten, uyumdan ve melodinin berraklığından yoksun. (Johann Adolph Scheibe, Der critische Musikus, 1737 )

* Kaba seslerden oluşan bir cümbüş( Louis Spohr’un Beethoven Beşinci Senfonisi’nin ilk dinletisinde yaptığı yorum )

* Chopin, bestelerini bir işi bilene göstermiş olsaydı, o kişi partisyonları yırtıp atardı… Her durumda ben öyle yapmak isterdim. ( Ludwing Rellstab, Iris im Gebiete der Tonkunst, 1833 )

* Bu alçağın müziği üzerine çok çalıştım. Niteliksiz piçin teki!  ( Çaykovski’nin Brahms hakkında günlüğüne yazdıkları)

* Fransız edebiyatı tarihi, yüzyıl içinde Kötülük Çiçeklerin den yalnızca bir antika diye söz edecek. (Emile Zola, Baudelaire’in ölümü dolayısıyla yazdığı yazısında)

* Paul ( Cezanne), büyük bir ressamın becerilerine sahip olabilir, ama büyük ressam olma iradesinden yoksundu. ( Emile Zola’nın Cezanne üzerine düşünceleri)

* Bir delinin eseri. ( Ambroise Vollard’ın 1907’de Picasso’nun Avignonlu Kızlar’ı üzerine yorumu)

* Bayım, romanınızı iyi düşünülmüş ama tümüyle yüzeysel bir ayrıntılar yığınına boğmuşsunuz. ( Bir editörün Madam Bovary hakkında Flaubert’e mektubu)

* Romanlarında, özel bir düş gücü yetisini açığa vuran hiçbir şey yok, ne olay örgüsünde, ne kişilerde. Balzac, Fransız edebiyatında asla önemli bir yer işgal etmeyecektir. ( Eugene  Poitou, Revue des deux mondes 1856)

* Uğultulu tepelerde deki kusurlar, ( kardeşi Charlotte’un) JaneEyre’inkinden bin kat fazladır. Sonuçta tek tesellimiz romanın asla çok kişi tarafından okunmayacağı düşüncesidir. ( James Lorimer’in North British Reviev Emily Bronte üzerine eleştirisi 1849)

* Şiirciklerinin- bunları başka nasıl nitelendirebilirim bilemiyorum – tutarsızlığı ve biçimden yoksunluğu , vahim ( Thomas Bailey Aldrich’in The Atlantic Monthly yayımlanan Emily Dickinson değerlendirmesi 1982)

* Hikaye bir sonuca ulaşmıyor. Başkahramanın karakteri de kariyeri de onu haklı çıkaracak derecede geliştirilmemiş.  Kısacası kanımca hikaye herhangi Bir şeyle sonuçlanmıyor. ( Francis Scott Fitzgerald Cennetin Bu Yakası  üzerine editör değerlendirmesi  1920 )

* ABD’de hayvan hikayeleri satmak imkansız. ( George Orwell Hayvan Çiftliği üzerine editör değerlendirmesi 1945)

* Bence bu kızın kitabı sırf merak seviyesinden yukarı taşıyabilecek özel bir algısı ya da hissi yok. (Anne Frank’in Hatıra Defteri üzerine editör değerlendirmesi 1952)

*  Bunlar bir psikanaliste anlatılmış ve büyük bir ihtimalle kurgulanıp romana dönüştürülmüş olmalı. Güzel bölümler yok değil, ama aşırı derecede mide bulandırıcı… Bin yıl çıkarılmamak üzere gömülmesini öneririm. ( Nabokov’un Lolitası üzerine editör değerlendirmesi 1955)

* Buddenbrook Ailesi, yazarın anlamsız bir üslupla insanlar hakkında anlamsız hikayeler anlattığı iki koca ciltten başka bir şey değildir. ( Eduard Engel’in  Thomas Mann’in Buddenbrook Ailesi üzerine değerlendirmesi  1901)

* Ulyses’i henüz bitirdim ve sonuçsuz bir girişim olduğu kanısındayım… Aşırı ayrıntılı ve tatsız. Yalnızca nesnel anlamda değil, edebi açıdan da kaba metin. (Virginia Woolf’un Günlük’ünden)

* Rüzgar Gibi Geçti, Hollywod tarihindeki en büyük fiyasko olacaktır. Neyse ki çuvallayan Gary Cooper değil, Clark Gable olacak. ( Gary Cooper’ın Rhelt Butler rolünü geri çevirdikten sonra söyledikleri)

Şaşırdınız değil mi?

Ama hepsi gerçek!

Yani bugün zevkle dinlediğimiz, beğeniyle izlediğimiz ve hatta özendiğimiz pek çok eser döneminin çirkinleridir.

Çirkinlik, acımasızlığın izdüşümüdür.

İnsanoğlu kapasitesinin yetmediği her şeyi çirkin olarak damgalamaya meyillidir.

Güzelliğin rakibi de, zıttı da değildir.

Çirkinlik, kişinin kendi bilgi ve görgü birikimi dahilinde ürettiği bir kavramdır.

Kesinlikle görecelidir ve zaman aşımına uğrayabilir.

Acaba çirkin  güzel olmaya doğru bir yolculuk mudur?

Belki de tarih çirkinlik kavramını yok eden en önemli tanıktır.

Ne dersiniz?