Ecrin Sergisi

Sevgili Okuyucular,

Bugün paylaşacağım yazım 12 Aralık’ta sergim öncesindeki heyecanımı birazcık bastırmak için geliyor. Yazı aslında bana ait değil. Çok sevgili Murat Alat’a ait. Kendisine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Bu vesileyle ajandanıza 12 Aralık saat 16:00 Galeri Deniz buluşmamızı kayıt etmenizi rica ediyorum.

Sergide görüşmek üzere, herkese kucak dolusu sevgilerimle…

#sokakcanlarıyanlızdeğil

Özge

 

Siya’yı ilk bulduğumda daha 2 aylık ya vardı ya yoktu, gözleri iltihaptan kapalıydı ve sesime güvenip bana gelmişti.  Dayanamadım veterinere götürdüm, tek gözü alındı tek gözü de dünyaya büyük ölçüde kapalı kaldı. Aklımda hiç yokken bir kedi sahibi olmuştum. Tabii o zamanlar bir kedi sahibi olduğumu düşünüyordum ama şimdi bir yaren edindiğimi anlıyorum. Siyanın bana o yumuşak patisiyle dokunuşları kendi bedenimi, benliğimi yeniden tanımlamama vesile oldu. Bana duyduğu sevgi daha önce deneyimlemediğim biçimdendi ve gizli kalmış veçhelerimi açığa çıkardı.

 

İnsanoğlunun tarihte hayvanla ilk karşılaşmasını dehşet verici bir büyülenme anı diye tahayyül etmişimdir hep. Medeniyet henüz nüve halindeyken hayatta kalma savaşında kendisinden her türlü üstün bu varlıkların ademoğlunun dimağında yarattığı bu ikircimli algı  uzunca bir süre onların tanrılaştırılmalarına tanrıların da onların formuna bürünmelerine sebep olmuş olsa gerek. Avcı toplayıcılar her ne kadar karınlarını doyurmak için tanrılarını öldürmek zorunda kalmış olsalar da bunu her zaman sıkı ritüeller, kurallar eşliğinde yaptılar ve hayvanlara olan saygılarını hiçbir zaman yitirmediler. Tarım toplumuna geçiş ve hayvanların evcilleştirilmesi ise eko sistemde yeni bir çağ açtı. Canlıların yaşamlarının insan hayatının devamı için kontrolü, üremelerinin düzenlenmesi ve onların varlıklarından, ürettiklerinden öyle ya da böyle faydalanmak o çağlardan günümüze kadar gelen bir düzenin vaz geçilemez bir parçası. Ademoğlu dünya üzerinde var olan her şeyi kendisi için  kulanılmaya amade bir meta olarak görmeye başlayalı beri milyarlarca yıllık doğal düzen aşama aşama şirazesinden çıktı ve günümüze geldiğimizde insan diğer canlılara olan saygısını tümden yitirdi.

 

Zamane insanının gündelik hayatında doğayla en yakın karşılaşması sokakta bir kediye ya da köpeğe rastaladığında olur. Köpekler 12.000 yıl önce kediler ise 5.000 yıl önce evcilleştirildi. Muhtemelen evcilleştirildikleri çağlarda bunun için yeter sebep bulunmaktaydı ama günümüzde

türlerinin büyük çoğunluğu dünyaya neden geldiklerini bilmeden kendilerine tamamen yabancı bir çevrede hayatta kalma savaşı veriyorlar. O sokakta gördüğünüz küçük dünyalar tatlısı kedi yavrusu en fazla bir kaç hafta hayatta kalabiliyor. Peki bunda onları evrimin doğal düzeneğinden çıkarıp kendi yaşam döngümüze dahil eden insanoğlunun ne kadar suçu var? Insan oğlu evrim sürecini bozdu ve bu bozulmaya karşı sonuna kadar sorumlu. Doğadan aldığımızı doğaya geri vermeliyiz yoksa doğa bizden vaz geçecek. Doğanın bizden vaz geçmesi ise sadece hayatımızdan bir hoşluğun eksilmesi olmayacak. Milyonlarca yıllık bu dostluğun bozulması insanı insan kötülüğüne hapsedecek, Siyan’ın bende açığa çıkardığı gizli veçhelerimiz asla gün yüzüne çıkmayacak ve yaşam yüzümüzde asla çiçeklenmeyecek. Bu yüzden zamanımız bir kaç iyilik yapma zamanı. Hatta her şeyden önce bin yıllardır sömürdüğümüz doğaya borcumuzu ödemek için sadece ve sadece iyilik yapma zamanı lakin bunun için çok vaktimiz kalmadı.

 

Bu uzun girizgahtan sonra diyebilirim ki Özge Günaydın’ın çalışmaları çığ gibi büyümesi ümid edilen bir iyilikler silsilesinin ilk halkası. Ecrin Sergisi, Neyad Hayvan Hastahanesi projesinin ilk ayağı, serginin tüm geliri bu proje için kullanılacak. Bu sergi altında bir araya getirilen heykel çalışmaları Günaydın’ın türleri tehlike altında olan Gergedan figürü aracılığıyla insan doğa ilişkisini hem imgesel hem  de pratik yönden yeniden tesis etme çabasının ürünleri. Günaydın’ın idantitik heykeller üzerine yaptığı kimi zaman primitif kimi zaman da modern ama herhalükarda farklılaştırıcı desenler metalaşmış hayvanlara büyülü güçlerini adeta yeniden veriyorlar ve böylece endistüri devriminin doğa üzerinde açtığı yara onarılmaya çalışılıyor. Tabii artık hayvanların tanrı olarak adledilmeleri mümkün değil ancak bu heykeller onların pagan dönemlerde gündelik hayatta edindikleri konumlarına bir gönderme yapıyor. Hayvanlar tıpkı tarih öncesi çağlardaki ataları gibi sanatın odağına oturuyorlar ve modern sanat formlarıyla yeniden imgesel dünyayı ele geçiriyorlar. Özge Günaydın’ın heykelleri hayvanlar aracılığıyla ruhsuz dünyamıza ruh üflüyor Neyad Hayvan Hastahanesi projesi ise bu hareketi sanatın alanının dışına çıkarıp gündelik hayata yaymayı deniyor.