Güzel Kelebek ve Prenses Lidya

Eski zamanlarda dünyaca ünlü bir masal diyarı varmış. Bu masal diyarında Lidya adında güzeller güzeli, melek yüzlü bir prenses yaşarmış. Prenses Lidya o kadar güzel, o kadar iyi kalpliymiş ki herkes ona hayranmış.

Günlerden bir gün güzel prenses minik kedisi Işık ile beraber ormanda dolaşmaya çıkmış. Kedisi Işık güzel prensesin en iyi arkadaşıymış. Hep birlikte dolaşırlar ve birbirinden hiç ama hiç ayrılmazlarmış. Ormanda dolaşırken birden karşılarına güzel bir kelebek çıkmış. Bu kelebeğin renkleri o kadar güzelmiş ki gözlerini ondan alamadan hayran hayran güzel kelebeği seyre dalmışlar.

Fakat bu kelebeğin çok kötü bir huyu varmış. Kendi güzelliğinin o kadar farkındaymış ki etrafındaki herkesi ve her şeyi çirkin görüp, bunu sözleriyle ifade edermiş. Kelebeğin Prenses Lidya ve Işık ile karşılaşması da aynen böyle gelişmiş. Tam Prenses ona güzel iltifatlar edip arkadaşça yaklaşacak iken başlamış kelebek kibirli bir şekilde konuşmaya…

– Merhaba Prenses Lidya.

Bana hayran kaldığınızı görüyorum.

Oysaki herkes sizin ne kadar da güzel olduğunuzdan konuşurdu. Ama bakın sizden bile güzelimi değil mi? Diyerek Prensesi çok şaşırtmış.

Prenses de ona şu şekilde cevap vermiş.

– Bak güzel kelebek!

Böyle konuşmamalısın!

Güzellik geçicidir. Eğer böyle konuşursan ve davranırsan hiç arkadaşın olmaz. Seni kimse sevmez. Dış görünüşün kadar kalbinin de güzel olması gerekir, demiş.

Ama kelebek Prensesi hiç dinlememiş ve burun bükerek çiçekten çiçeğe uçarak gözden kaybolmuş. Işık ve Prenses Lidya yemyeşil ormanda yürüyerek gezintilere devam etmişler. Tam büyük çınar ağacına dinlenmek için yaklaşırken, birden  ‘İmdat! İmdat! Ne olur beni kurtarın’ diye bağıran bir ses duymuşlar.

Biraz ileride ne görsünler! Bu ses ormandaki bataklığa düşen güzel ama kibirli kelebeğin sesiymiş. Prenses Lidya hemen bir ağaç dalı bulmuş ve bataklıkta çırpınan kelebeğe doğru uzatarak onu kurtarmış. Kelebek kurtulmuş ama eski güzelliği bataklığın pis ve çamurlu suları nedeniyle kaybolmuş. Ne o güzelim canlı renkleri, ne de ışıktan parlayan simleri kalmamış. Kelebek hüngür hüngür ağlamaya başlamış ve Prenses Prenses Lidya’ya dönerek şöyle demiş;

– Sevgili Prenses, siz çok haklıymışsınız. Gerçekten de güzellik geçiciymiş.

Şu halime bir bakın! Nerede o eski güzelim renklerim. Ben çok pişmanım. Bir daha asla kimseye kötü davranmayacağım. Kimsenin kalbini kırmayacağım. Hiçbir zaman kendimle övünmeyeceğim…

Kelebeğin acılı ve üzüntülü halini gören Prenses Lidya ve Işık çok üzülmüşler. Birden kelebeği eski güzel haline dönüştürmek için akıllarına çok güzel bir fikir gelmiş. Prenses Lidya kelebeği yavaşça avuçlarının içine almış ve derenin kenarına götürmüş. Orada itina ile kelebeğin üzerindeki leke ve kirleri temizlemiş. Artık kelebek eskisinden bile daha güzelmiş. Kelebek eski güzelliğine kavuştuktan sonra Prenses Lidya ona şöyle demiş;

– Gördün mü? Güzel kelebek artık eskisi gibi ve hatta daha da

güzelsin. Yalnız verdiğin sözleri sakın unut ma! Bundan sonra güzelliğinle övünme! Arkadaş canlısı ve yardımsever ol. Unutma ki güzellik tek başına hiçbir şey ifade etmez.  En önemlisi hayatı ve güzellikleri sevdiklerimizle paylaşmaktır.

Güzel kelebek Prenses’e şöyle yanıt vermiş;

– Hiç merak etmeyin. Bundan sonra hep arkadaş canlısı ve yardımsever

Olacağım. Size tekrar söz veriyorum. O günden sonra güzel kelebek, Prenses Lidya ve minik kedisi Işık çok iyi arkadaş olmuşlar. Ormandaki gezintilere hep beraber çıkmışlar ve birbirinden hiç ayrılmamışlar.

Gökten bir tane elma düşmüş ve dört parçaya bölünmüş. Biri Prenses Lidya’nın başına, biri minik kedisine, biri güzel kelebeğe ve dördüncü elma parçası da bu hikayeyi okuyan sevgili arkadaşımızın başına…