Hakuna Matata

Hakuna Matata
Hiç Sorun Yok!
Hakuna Matata, Svahili dilinde kullanılan bir deyimdir.
Anlamı ise Hiç Sorun Yok, Dert etme anlamında kullanıyorlar.

Zanzibar’a geldiğimizde havalimanında kulağıma çarpan ilk sözcükler bunlar oldu.
Buradaki 3. Günümüz ve gittikçe adanın yerlilerinin Hakuna Matata durumuna hepimiz alıştık.
Burası dünyanın en yavaş, sakin ve huzurlu yeri olma unvanına talip olabilir.
Genel olarak yerli halk aşırı ve hatta fazlaca güler yüzlü.
Bu tabiatları sakinliklerinden ve yavaşlıklarından da kaynaklı olabilir.
Hiçbir şey için telaş etmiyorlar ve karşılarındakinde en ufak bir telaş veya endişe gördüklerinde de hemen Hakuna Matata, diyerek lafı yapıştırıyorlar.
Bir diğer Zanzibar sloganı ise Pole Pole!
Yani, Yavaş Yavaş!
Ben bildiğiniz atom karınca modunda oradan oraya iştahla koştururken, bir den karşıma çıkan bir yerli, ellerini de kullanarak Pole Pole! Deyiveriyor.
İster istemez benimde yüzümde kocaman bir gülümsemeyle sakinleşiyorum.
Nereye yetişiyoruz ki, neden bu telaş?
Usul usul, yavaş yavaş yaşasak ne çıkar?
Adamlar işi çözmüşler.
Burası yeryüzündeki cennet olmalı.
Uzaktan bakınca fakir zannettiğimiz bu insanlar, aslında dünyanın en zenginleri.
Neden mi?
Çünkü, dünyanın en güzel meyveleri ile besleniyor, mis gibi bir havayı soluyor, teknolojiden olabildiğince uzakta, steril ve stressiz yaşıyorlar.
Herkesin vücudundan gülümseme fışkırıyor.
Pozitif enerjileri her tarafı sarıyor.
Adamlar çok mutlu, hem de çok…
Taş evlerde yaşıyorlar. Neredeyse hiç eşyaları yok. Hatta pencerelerde cam bile yok. Sadece sıkı tellerle kapatılmış. Bu durumda pencere açık uyuyorlar diyebilirim.
Temizlik anlayışları ise sadece kumları süpürmek, arada sırada da su ile yıkıyorlar.
Öyle deterjan falan merakları yok.
Neredeyse hiç yağ tüketmiyorlar.
Taze sebze ve meyve her öğünlerinde var.
Sabah kahvaltısında önünüze gelen tabakta beni ye diye bağıran mango, karpuz ve ananaslar görüyorsunuz. Bugüne kadar bu kadar taze meyve yemedim. Artık her sabah bu meyvelerle kahvaltı ediyorum. Sanki her lokmamda bana sesleniyorlar.
‘’Özge, sana şifa veriyoruz.’’
Hindistan cevizi ağaçlarıyla kaplı bir bahçede oturuyorum ve ayaklarım çıplak.
Her yer incecik beyaz kum.
Sade, temiz ve basit eşyalarla döşenmiş bir otelde kalıyoruz.
Herkesin kendi bungalovu, yani kendi evi var.
Tertemiz beyaz çarşaflar, ahşap ağırlıklı mobilyalar.
Zanzibar’ın en büyük süsü rengârenk çiçekler.
Etrafta birkaç kedi dolanıyor.
Otelin sahiplerinin bir de cooker cinsi köpekleri var.
Dünyanın en tatlı canlısı bu köpek olabilir. (Bizim evdeki yaramaz Merlot ile kıyaslayınca, bu köpek bir melek olabilir.)
Sanırım, hayvanlarda yaşadıkları ortama göre vaziyet alıyorlar.
O kadar sakin ve huzurlu bir yer ki, tüm canlılar uyum sağlamış.
Herkesin durumu, Pole Pole!
Birazcık bile hızlansan hemen, Hakuna Matata!

Şimdi, bu yazıyı denize karşı yazıyorum.
Dalgalar bana eşlik ediyor.
Denize bakmaya doyamıyorum.
Mavinin her tonu var ve tam bir göz şenliği veriyor.
Yarın pır pır bir uçakla Tanzanya’ya gideceğiz.
Tanzanya ve Zanzibar yazılarıma bir müddet devam edeceğim.
Okumaya değer bulduğunuz için hepinize teşekkür ediyor, en derin sevgi ve saygılarımı yolluyorum.
Not: Hakuna Matata!
11-06-2018/ Zanzibar