Kader zar mı atıyor?

Acaba kader zar mı atıyor?

Şu anda elimde küçük bir küp var. Köşelerine dokunuyor ve onu hissediyorum.

Yüzeyinin bir kısmı pürüzsüz.

Ama bazı yerlerinde küçük çukurumsu girinti çıkıntılar var.

Acaba bu nedir?

Evet, bu bir zar.

Acaba kader zar mı atıyor?

Deneyimlerim bunun bir zar olduğunu söyletiyor bana.

Çünkü öyle öğretildi bana.

Ama onunla ilk defa karşılaşmış gibi yaptığımda her özelliğini görmeye ve onu tanımaya çalıştım. Ayrıca ona bir isim de takmadım. Sadece algılamaya çalıştım.

Acaba kişileri, olayları, nesneleri daimi olarak böyle algılama şansımız olamaz mı?

Ön yargılarımızdan, bize öğretilmiş çaresizliklerden, şartlandırılmalardan koparak sadece algılamaya çalışmak mümkün olamaz mı?

Acaba kader zar mı atıyor?

Bize dikte edilen, bilinç dışımıza yerleşmiş tüm deneyimlerden sıyrılarak algılarımızı kullanmamız mümkün olamaz mı?

Sadeleşmek…

Basit, yalın ve sade olarak algılarımızı kullanmamız mümkündür.

Tanımlamalardan ve etiketlerden uzaklaşarak ve daha da önemlisi kendimizle derinlerimizde hesaplaşarak mümkündür.

Acaba kader zar mı atıyor?

Kader bize zar falan atmıyor.

Kaderimizi biz çizdik ve belirledik.

Tüm dünya olarak bundan sorumluyuz.

Aldığımızı geri veriyoruz.

Herkesin eve kapanmasıyla hava kirliliği %80 azaldı. Sera ve karbon gazı salınımı fabrikaların durmasıyla durdu. Evde otururken gidip orman da yakamıyoruz. Hayvanları da öldüremiyoruz. İnsanoğlu inzivaya çekilince dünya bir nebze olsun rahat etti.

Biliyor musunuz, dünya nüfusunun %20’sini oluşturan kalkınmış ülkeler, dünya kaynaklarının %80’ini kullanıyor.

Dünya nüfusu 150 yıl önce 1 milyardı. Şimdi 7 milyar. 2050 yılında 9 milyar olacağı hesaplanıyor. Nüfusla beraber dünya ekonomisi son 50 yılda 5 kat büyüdü. Nüfus ve ekonomi büyüdükçe doğa ve çevreye verilen tahribat katlanarak büyümeye devam ediyor.

Dünyamız hızlı bir şekilde kirleniyor. Biyolojik çeşitliliğimiz gittikçe azalıyor. Dünya ormanları 8 milyar hektardan 3.6 milyar hektara düştü. Dünya’da her yıl 20 milyon hektar orman alan yok oluyor. Yağmur Ormanları ise neredeyse kalmadı.

Bir milyar insan sudan mahrum!!!

1,5 milyon çocuk her yıl kirli sudan ölüyor.

2050 yılında 9 milyar olacağı hesaplanan dünya nüfusu için %70 daha fazla gıda üretilmesi gerekiyor. Bu oranda da üretim için su tüketilecek. Günümüzde bir insanı besleyecek gıda üretimi için yılda 2 ile 5 ton su harcanıyor. Böyle giderse 2025 yılında dünya nüfusunun üçte ikisi susuzluk ile ilgili sıkıntı yaşayacağı hesaplanıyor. Ayrıca gıdaların %30’u çöpe gidiyor. Böylece bu kadar da su kaybı oluyor.

İşte şimdi oturup yukarıda yazdıklarımı düşünme vakti geldi ve hatta geçti bile.

Basit, sade ve yalın olarak yaşamak, bundan sonraki yaşamımızı buna göre organize etmek.

Acaba kader zar mı atıyor, diye ahlanıp vahlanmak yerine bundan sonraki hayatımızda doğaya uyum sağlayarak yaşamak zorundayız.

Avustralya, kıtayı saran orman ve çalı yangınlarından sonra acilen yardım sağlanması gereken 113 canlı türü belirledi.

Hiç düşündünüz mü, belki de bugün yaşadığımız virüs krizi ve bu virüsün bu kadar hızlı yayılmasının sebebi canlı türlerinin hızla yok olması olabilir mi?

Kesinlikle evet.

Aslında dünyanın sınırlarının olmadığını bu virüs kriziyle gördük.

Çin’de çıkan virüs bugün hepimizi vurdu.

Demek ki, dünyanın bir ucunda öldürülen bir hayvan veya kesilen orman içinde aynı şey geçerli.

Bunu iyice kavrayabilirsek, evlerimizden çıktığımız an bu farkındalıkta olursak, belki de dünyayı yok oluştan kurtarmak için biraz şansımız kalmıştır.

Kader zar atmaz, asla kumar oynamaz.