Köylerde yaşayan şanslılar

 

Bugünlerde devamlı köyler hakkında düşünüyorum. Bende İstanbul içinde köy Teması olan bir bölgede yaşıyorum. Bahçede biraz domates-biber, bir kaç meyve ağacı ve yeşillik görme şansımın olduğu bir yerdeyim. Ama gerçek bir köy böyle değildir. Ben gerçek bir köye özenti ve birazda avuntunun içindeki hayalperestim.

Çünkü gerçek bir köyde sabit bir topluluk vardır ve köylerin hep bir hikayesi olur. Hafızaları sağlamdır.

Bir geçmişi ve tarihe şahitliği vardır.

Çünkü oralarda her şey stabil ve kalıcıdır.

Büyük şehirlerde olduğu gibi bir sabah kalktığınızda tabela değişmez veya bir an da apartman dikilmez.

Köylerde kontrol vardır.

Her anlamda kontrol vardır.

Çünkü küçüktür ve kontrol edilebilir. Hikayeler vardır, çünkü yaşananlar gözlemlenir.

Yaşamlar hikayelerini oluşturur ve destansı, masalsı bir hale getirir.

Nesilden nesile anlatılır.

Çoğu zamanda komiktir.

Şehirde ise her şey sabun köpüğü gibidir.

İlk başta kokusu vardır ve bir de köpüğün görüntüsü ama sonra eriyerek silinir.

Şehirlerin hafızası yoktur.

Ayrıca şehirler vefasızdır.

Halbuki köyler öyle mi?

Köylerde topraktan ekmek çıkar, ormandan kışlık odun, bahçeden mis kokulu sebzeler ve ağıldan oluk oluk sütler akar. Köy, insanı aç bırakmaz. Ele güne muhtaç ve rezil etmez. Doyurur, bakar ve sarıp sarmalayan bir sıcaklık sunar.

Düğün-dernek, bayram gibi adetler yaşatılır.

Köylerde imece vardır.

Köyün genlerine koşulsuz bir yardımlaşma iç güdüsü yerleşmiştir.

Çoğu zaman uzaklar yakın, zorlar kolay olur.

Doğumun yani doğanın en saf haline şahitlik eder.

Dalların açtığı çiçekler, yavru kuzular, minnacık civcivler, yeşeren umutları ve düğün zamanlarını beraberinde getirir.

Şehirde farkına varmadığımız tüm mevsim geçişleri köylerde umut ve heyecandır.

Aşklar çeşme başı, üzüm bağı kaçamaklarıdır.

Ekmeğin kokusu ruhun sıcaklığıdır.

Yer sofrasındaki tahta kaşık paylaşmanın mutluluğunu yaşatır.

Dere kenarında yıkanan çamaşırın kokusu saflığın ve doğallığın kokusunu yayar.

Toprak ana köylüye vefalıdır.

Onları kaldırım taşı gibi yere çarpmaz.

Kendine yetmeyi, en çok da kendini bilmeyi öğretir.

Emekle doymayı ve şükür etmeyi hafızalarına kazır.

Şehirlerin dünyası para kazananlar- kazanamayanlar ve sahip olanlar- olmayanlar arasında adaletsizce bölünmüştür.

Köylerde ise her şey emek ve sadakattir.

Acelesi olanın bile telaşı yoktur.

Köy, basit ve yalındır.

Basit ve yalın olmakla basitleştirmek aynı şey değildir. İlki öze dönüşle ilgilidir. Yani temele inmek ve kaynağı bulmaktır. İkincisi ise küçümsemek ve menfaatçi zihniyeti içerir. İkisi arasında çok derin bir uçurum vardır.

Şehir hayatı insanı basitleştirir.

Üstelik bunu yaparken farkına bile varmazsınız.

Bir de bakmışsınız ki özünüzden, değerlerinizden kopmuşsunuz.