Ölüm, çaresizliktir.

 

Ölüm, çaresizliktir.

Ölümün karşısında öylece kalırsın. İçinden sessiz çığlıklar yükselir ve sen sadece birkaç damla göz yaşı veya istersen avaz avaz ağlayarak susarsın.

Ölüm, çaresizliktir.

Bitmiştir her şey.

Bir yok oluştur ve sessizce, sinsice seni ele geçirirken, susarsın.

Ölüm kucağına alıp giderken, sen bakarsın.

Cebindeki paran, şan- şöhretin, bedenindeki o devasa kuvvetin, boşunadır.

Ölüm, çaresizliktir.

Sonu olmayan bir sondur.

O, ölüm kucağında giderken feryatlarını duyamaz, duysa da göremez, görse de elini uzatamaz.

Ölüm, bilinmezlikler içindeki çaresizliktir.

Yüreğin daralır, nefesin kesilir, önce bir isyan başlar, sonra yine suskunluklar.

Teselli olmam sanırsın ama yine nefes alırsın.

Çaresizliğini hisseder, derin derin içine çeker, gideni seyre dalarsın.

Gül dikeni olup, batar nefeslerin, ciğerlerin sönecek sanırsın.

Kabına sığmaz, dolup taşarsın.

Ağıtlar gözyaşlarına eşlik ederken, acıkır ve yine su diye yalvarırsın.

İnsanoğlu, aslında sen gidene değil,

Kendine, kendi çaresizliğine yanarsın.

Ölüm, çaresizliktir.

Kabarıp, taşsan da, çığlık çığlığa bağırsan da, gözyaşların sel olup aksa da, fark etmez.

Ölüm, çaresizliktir.