Sermaye mi? Faiz mi?

Hayatın faizini mi, yoksa sermayesini mi yiyoruz . 
Hayatın sermayesinden yediğimizin çoğu zaman farkında olmuyoruz. Günler birbiri ardına geçip giderken modern köleler olarak, bu çarkın içinde dişlilerden bir parça olarak zamanı tüketiyoruz. 
Ben kimim? Sorusunu sormadan yolun sonuna gelen insanlar gördüm. 
Kendi hesabıma ben bir hiçim. 
Hiç olduğumu biliyorum. 
Ama herkes gibi dünyanın yarattığı döngünün içinde bir parçayım. 
Her sabah işe gidiyor, eve geliyor, faturaları ödüyor, yiyor, uyuyor ve sanki ölüm yokmuş gibi erteleyerek yaşıyoruz. 
Ölüm hayatın en büyük öğretmenidir. 
Parçası olduğumuz sisteme ayak uydurmak ve sadece hayatımızı idame ettirmek için yaşarken kaçırdığımız o kadar çok şey oluyor ki, farkında bile değiliz. 
Bir yerlerde bir hiç uğruna insanlar ölürken, başka bir yerde nefis bir güneş doğuyor. 
Yağmurlar yağarken, bir de bakıyoruz ki gökkuşağı çıkıyor. 
Para dediğimiz metanın peşinde koşarken, maneviyatımızı unutmuşuz. 
İnsan neyle yaşar? 
Bu soruyu sokakta rastgele çevirip de 100 kişiye sorsak, Emin’im ki sıralama da ekmek, su, et, sebze diye başlayacaktır. 

Bedensel ihtiyaçlarımız bir yana, bence insan inancıyla yaşar ve ayakta durabilir. Ancak sağlam bir inanca sahip insanlar, başlarına ne gelirse gelsin bir sebebi olduğunu bilir ve kabullenir. Bilir ki bu bir imtihandır ve donunda alınacak çok mühim bir ders vardır. 
 İnancınız sağlamsa temeliniz de sağlamdır. Özünüz sizi besler ve işte o zaman hayatın sermayesini değil, faizini tüketmeye başlarsınız. Sermayeniz her zaman özünüzde saklı ve korunaklı kalır.