Tamirat

Zannediyorum bir kaç akşam önceydi ve biz yine ve yeniden İrfan’la bu konuyu konuşuyorduk. Tüketmek ve onarmamak ve tamir etmemek. İşte bugün hatırımda kalanlardan birazını aktaracağım. keyifli okumalar.

Eskiden romanlarda, hikâyelerde ve etrafımızda ne kadar çok tamirci vardı.

Mesela ayakkabı tamircileri vardı. Yani kunduracılar. Ayakkabınızı cila, boya veya topukları için götürürdünüz, değil mi?

Sonra terziler vardı. Onlarda ben-den küçültür, astar değiştirir, fermuar takar veya herhangi bir başka şekilde elinizdeki mevcut kıyafeti tekrar giyilebilecek hale getirirlerdi.

Mobilya tamircileri vardı. On yıllarca kullanılmış koltukları veya sandalyeleri alarak yüzlerini değiştirir , süngerleri tamir eder, cila vs atarlardı. Sonra tekrar yeniymiş gibi büyük bir heyecan ve sevinç içinde karşılardık biz o mobilyaları.

Eşyalarımız tamire gittiğinde beklerdik günlerce. Öyle net ve kesin bir tarihi de olmazda tekrar geri gelişinin. Belki sadece bir tarih aralığı verilirdi ve biz umut, heyecan ve hayallerle beklerdik.

Aman ha, bayramdan önce yetişsin ustacım, misafir gelecek? Gibi ricalarla hızlandırmak için elimizden geleni yapardık.

Sonra radyolar, siyah-beyaz televizyonlar ve fotoğraf makinaları vardı. Onlarda tamire gider, pil, tüp, batarya vs değiştirirlerdi.

Tamirciler ulvi insanlardı. Onlar ölmek üzere olan eşyaları tekrar hayata katarlardı. Aynı cerrahlar gibi hayata döndürürlerdi.

Bu tamirci diye tabir ettiğim esnafın küçük dükkânları olurdu. İçeri girdiğinizde bir köşede kaynayan çaydanlığı görürdünüz. Bir masa ve önünde genelde bir veya iki sandalyeli küçük dükkanlardı.

Bu dükkânlarda el emeği göz nuruyla tamir ederlerdi getirdiklerimizi.

Getirdiklerimiz nelerdi. Emeğimiz, hatıralarımız, zevkimiz… Bizim için kıymetli olan ve tekrar kavuşmak istediğimiz şeylerdi. Çünkü biz onlara sadece para vermemiştik. Sadece satın alınmış değillerdi. Onlara bakınca emek, heyecan, hatıra, coşku, neşe görüyorduk. Üstlerine titriyor ve tekrar geri kazanmak için en iyi ustayı ve tamirciyi arıyorduk.

Bu bahsettiğim mevzu ne zamandı?

En fazla 20-25 sene önce

Bu kadar zamanda ne kadar çok şeyi kaybettik.

Mesela tamircileri kaybettik.

Artık terzilerde yama yaptırmıyor, televizyonlara tüp taktırmıyor, ayakkabılarımıza ölçe çaktırmıyoruz.

Hemen eskidi diye çöpe atıyor veya bir kenara fırlatıyoruz.

Sonra hemen koşarak yenisi, daha da yenisi, daha moda olanını elde etmek için çalışıyoruz.

Yine yetmiyor ve yine tatmin etmiyor.

Bir,iki,üç,dört,beş… Yine yetmez.

O da benim olsun, bu da benim olsun diye savaşıyoruz.

Eşyalarımızı tamir etmiyoruz ve aslında biliyor musunuz ki bu bizim ruhumuza işledi ve artık kendimizi de tamir etmiyoruz. İşin en kötü tarafı ilişkilerimizi de tamir etmiyoruz.

Karı-koca bir bardak su da fırtına kopartıyor ve hooppp mahkeme. Boşanalım!

İki arkadaş ne kadar da çabuk küsüyor. Arkadaşlıktan dostluğa taşınan ilişkiler ne kadar da azaldı.

Ne kadar küskün olduk ve ne kadar çabuk vazgeçer bir hale geldik.

Hatır, gönül hiç kalmadı.

Hemen sevgimizi, dostluğumuzu fırlatıp atar olduk. Aynısının tıpkısı eşyalarımız gibi.

Bir acayiplik daha var aslında.

O da bunu yaparken farkında bile olmamak.

O kadar şuursuz bir tüketim halindeyiz ki, neyi tükettiğimizi bile bilmeden sadece tüketiyoruz.

Eşyaları, ilişkileri, doğayı ve tabii ki en sonunda da kendimizi.

Hızla ve şuursuz bir coşkuyla tüketiyoruz.